BAŞARININ
ANLAMI
Anne babalar "çocuğun başarısı" deyince
ne anlarlar?
Anne babalar genellikle başarı deyince, çocuklarının
sınıf birincisi, okul birinci olmalarını anlarlar. Kendi
kafalarındaki bir mesleğe yönelmelerini ve bu alanda
ileri gitmelerini beklerler. Bu da bir ölçüde doğaldır.
Çocuğumuzun kendi mesleğimizi yapmasını isteriz ve ya
beğenmediğimiz, mutlu olmadığımız için kendi mesleğimiz
dışında daha itibarlı bir mesleğe yönelmelerini isteriz.
Her zaman anne babanın beklentileriyle çocuğun gerçekleştirdikleri
birbirine uymaz. Bir meslekte başarılı olmak için zeki
olmak yetmez. O mesleği severek yapmak başarıyı en üst
düzeye çıkaran etkendir. Hem yeteneğine hem de isteğine
uygun olmalı. Ama bunlar her zaman örtüşmüyor. Dolayısıyla
sorunlar ortaya çıkıyor. Mesleğinden memnun olamayan,
yeteneğini tam ortaya koyamayan gençler oluyor. Bunda
üniversiteye giriş sistemimizin de rolü var. Her başarılı
genç kendi istediği dalı seçemiyor. Lise mezunlarının
%10'u üniversitede okuyabiliyor. %90 başarısız mı? Tabii
ki hayır. Bence üniversiteye giremeyen gençlerin yarısı
üniversite eğitimini başaracak yetenekte ve düzeydedirler.
Ama sistem onları dışarıda tutuyor, ne yazık ki.
Okul yaşamında başarı çocuğun, gencin kendi yeteneklerini
geliştirmesi ile eş anlamlıdır. Başkalarını geçmek,
yarışta birinci olmak değildir. Yarışta insan gerilerde
de kalabilir. Ama kendini geliştiriyorsa başarılıdır.
Bunu yapan kişi seçtiği dalda, meslekte de bir üst basamağa
çıkabilir. Kişinin kendi yeteneği ile başarabildiğini
bir arada düşünmek gerekir. Çünkü herkes her şeyi başarır
diye bir kural yok. Her genç de aynı zeka düzeyini ve
yeteneği göstermez.
Anne babalar çocuklarının başarılı olmasını isterken
nasıl olumsuz etkiler yaratabilirler? Çocukta bu olumsuz
etkileri yaratmadan çocuğu nasıl motive edebilirler?
Bu konuda meslek yaşamınızda karşılaştığınız örnekler
var mı?
Çocuğu tanımak çok önemli. Çocuğun zeka düzeyi ve
yeteneğine göre nereye kadar gidebileceği ne düzeyde
başarı gösterebileceğini iyi hesaplamak gerekir. Çocuktan
başaramayacağı bir şey beklemek onun başarısını arttırmaz,
düşürür; onu geliştirmez, köstekler.
Bu bakımdan ana babaların olumsuz tutumlarından bir
tanesine değinmekte yarar var. "Senin neyin eksik,
sen niye başaramıyorsun?" tutumu. Bu iyi niyetle
yapılmış köstekleyici bir tutumdur. "Ben başaramam,
ben onun gibi olamam" duygusu yaratır. Çocuğu kamçılamak
yerine umutsuzluğa sürükler Bu da en yaygın hatalardan
bir tanesidir. Dolayısıyla burada anahtar kavram şudur:
Çocuğu iyi tanımak. Çocuğun yeteneğini ve hangi alanlara
eğilimi olduğunu bilmek çok önemli. Çocuğun yapamadığının
üzerinde durmak yerine, başarabildiklerini desteklemekle
daha verimli, daha kolay sonuç alınabilir.
Çocuktaki ruhsal sorunlar ve uyumsuzluklar başarısını
etkileyebilir. Korkular, çekingenlik, kendine güvensizlik,
arkadaş ilişkilerinin zayıflığı gibi bir çok ruhsal
sorun çocuğun başarısını düşürebilir. Yerinde duramayan,
dikkatini toplamakta güçlük çeken çocuklar da yetenekleri
ölçüsünde başarılı olamazlar. Aile içindeki geçimsizlik,
anlaşmazlık, kavga gürültü de çocuğun çalışma isteğini
söndürür. Mutsuzluk çeken herkes gibi çocukta da çalışma
verimi düşer, başarma coşkusu söner.
Anne babanın, çocuğun başarısızlığından yakınıyorlarsa,
birkaç şeyi birden düşünmeleri, irdelemeleri gerekir.
Çocuğun yeteneği ve zekası nasıl? Çocuğun özel yetenekleri
nelerdir? Zayıf ve güçlü olduğu alanlar nelerdir? Çocuğa
öğrenme, kendini geliştirme ve başarma için ne kadar
destek olunuyor? Başarma ortamı yaratılıyor mu? Bunlar
çok önemli. Gergin bir aile ortamında çocuğun sakin
sakin ders çalışması beklenemez. Dolayısıyla rahat,
huzurlu bir aile ortamı sağlanmalıdır. Anne babanın
çocukla teke tek ne kadar ilgili olduğu da önemli.
Anne babanın beklentileri çok mu yüksek?
Şöyle bir örnek verilebilir: Çocukta üstün bir müzik
yeteneği var. Aile tutturmuş mühendis olsun diye. "Müzisyen
olarak ekmeğini kazanamaz" diyorlar. Ama zevk almadığı
bir işi yaparsa başarılı olur mu? Bu Türkiye'de yaygın
bir tutum. İnsan sevdiği meslekte başarılı olur.
Kimi özel okullarda çocukların yetenekleri, hangi
alanlarda daha başarılı olacakları hakkında testler
yapılıyor ve ailelere sonuçları anlatılıyor. Buna rağmen
aileler çocuğun doğasına, eğilimine ters düşen bir meslek
isteyebiliyor. Bunu isteyenler arasında eğitimli anne
babalar da var. Çocuğa baskı da yapıyorlar meslek seçiminde.
Başarı açısından kardeşlerin karşılaştırılmaları nasıl
etkiler yaratır?
Kardeşleri de birbirleriyle karşılaştırmanın, kıyaslamanın
bir yararı yok. Kardeşlerin de yetenekleri farklı olabilir.
Bunu da ailenin görmesi lazım. Herkesin ilgi alanı değişik
olabilir. Her çocuğu tek tek değerlendirmekte yarar
var. Kıyaslama hiç bir zaman çocuğu yüreklendirmiyor,
aksine umutsuzluk yaratıyor.
Okulda başarı değerlendirmesi nasıl olmalıdır? Eğitim
sistemimizi bu açıdan değerlendirir misiniz?
Bizde başarı sadece notla ölçülüyor. Not bir ölçüdür,
ama yeterli bir ölçü değildir. Öğretmenin notu kıttır
çocuk başarısız olur veya çok çalışkan bir sınıfa düşer,
hakkettiği notu alamayabilir. Her alanda aynı başarıyı
göstermeyebilir. Matematikte başarılı olur; ama sosyal
derslerde aynı başarıyı gösteremeyebilir. Bu da yetenek
ve ilgi alanının farklı olmasından kaynaklanır. Anne
babalara "Siz takdir almasını bekliyorsunuz. Çocuğunuz
başaracak kadar çalışmakla yetiniyor. Başka ne uğraşları
var?" diye soruyorum. "Çok kitap okur. Ansiklopedi
karıştırır. Deneyler yapar" diyorlar. O zaman korkmamalarını
söylüyorum. Bu çocuk öğrenmenin zevkini tatmış. Başarıyı
sınıftaki notla ölçmeyin. "Bu çocuk okur"
diyorum.
Bizim eğitim sistemimizde ailenin çocuğun dersleriyle
biraz ilgilenmesi gerekiyor. Ama bunu çocuğu hazıra
alıştırma noktasında kadar götürmemek lazım. Her gün
oturup birlikte ders çalışmak değil. Birlikte problem
çözülebilir, bazı konular tartışılabilir, çocuk okuduğunu
annesine anlatabilir. Bu çeşit işbirliği yapılabilir.
Çocuk kendi başına çalışmayı da öğrenmelidir. Dolayısıyla
çocuk derslerinin sorumluluğunu da taşıyabilmelidir.
Çok aile görüyorum, anne baba masaya oturmadan çocuk
ev ödevine hiç başlamıyor.
Başarı birçok şeyin bileşkesidir. Yalnız zeka, yetenek
yetmiyor. Çocuğun güdülenmesi, çocukta öğrenme isteği
uyandırmak gerekiyor. Bu da çok küçük yaştan başlayan
bir şey. Çocukla birlikte bir kitap okumak, bir konuyu
araştırmak, incelemek önemli. Çocukta öğrenme zevkini
geliştirir, öğrenmeyi sıkıcı bir uğraş olmaktan çıkarır.
Evde kitap okunuyorsa, çocuğun kitap okuma alışkanlığını
edinmesi çok daha kolay olur. Evde sürekli televizyon
izleyen anne babanın yanında çocuğun kitap okuma alışkanlığı
kazanması beklenemez. Bazı çocuklar televizyon önünde
ders çalışıyorlar. Bu çok kötü bir alışkanlık . Bu da
bir çalışma disiplini eksikliğidir. Ailenin bunları
sağlaması gerekir. Ana babanın çocukla konuşması, tartışması
onu düşünmeye, araştırmaya yöneltir.
|